14 Ağustos 2008 Perşembe

Spiderman'i kaybettik!

Msn adresi "alperspiderman" diye başlıyordu. İlk defa nişanımda gördüm O'nu. Eşim çok bahsetmişti. Elimizde büyüdü çok severiz diye. Bebek gibi yüzü, güzel iri gözleri vardı.

Nişandan bir ay sonra İzmir'e görümcemin düğününe gittik. Alper'lerin evinde kaldık. Ailesi tarafından çok iyi ağırlandık. Ve böylece aramızdaki yakınlık daha da arttı. Gerçekten de çok sevimli bir çocuktu.

Bu sabah uyku ile uyanıklık arasında kalkmaya çalışırken eşimin telefonu çaldı. Efendim anne diye açınca yüreğim cız etti. Evet beklenen bir haberdi ama duymak istemediğimiz bir haber; "Alper'i kaybettik". Ne kadar da çaresiz kalıyoruz böyle zamanlarda. Gözümüzden akıtttığımız iki damla ile kendimiz teselli etmeye ya da acımızı dışa vurmaya çalışıyoruz. Eşimi teselli etmeye çalışırken seçtiğim kelimelere de dikkat etmeye çalıştım. Bir taraftan gerçekten teselli etsinler,bir taraftan da isyan içermesinler diye. Çok küçüktü diyoruz. Çok temiz bir çocuktu... Ama elden bişey gelmiyor. İmtihan diyebiliyorum ama o imtihanı ben yaşasam ne yapardım onu da bilemiyorum.

Çok az çocukta görülen mide kanseri teşhisi konmuştu. Yaklaşık bir senedir de tedavi görüyordu. Ve nihayet geçen haftalarda artık yapacak bişey kalmadı diyerek doktorlar tedaviyi kesmiş. Son gördüğümde çok zayıflamıştı ancak sesinde hastalıktan eser yoktu. Son günlerde kimseyi görmek istememiş ve zaten az yediği yemeği hatta verilen serumları reddetmiş. Evet bekliyorduk ama yine de konduramıyorduk. Bir mucize olur belki diye kendimizi avutuyorduk. Allah'tan Ümit kesilmezdi çünkü...

Alper yerinde rahat et inşallah. Zaten günahsız gittin. Ailene de Allah'tan sabırlar diliyorum.

10 Ağustos 2008 Pazar

nihayet!




24 Temmuz 2008 Perşembe

yeniden merhaba,

en son tatile giderken yazmışım. ve dün gelmişim gibi tatilden ama üç hafta geçmiş bile. he tatil yaptım da ne oldu? bir hafta iş düşünmemiş oldum. ama döner dönmez tatilin acısını çıkardım. çalış çalış çalış... nereye kadar bilmiyorum?

27 Haziran 2008 Cuma

çok sıkıldım artık tatil yapmak istiyorum...



Bugün itibariyle on günlük izne ayrıldım çok şükür. Yarın öğle arabasıyla da İzmir'e gidiyoruz. Bugün rahat hazırlanayım diye izini fazladan aldım ama sıcakta iş yapmak ne mümkün:( Her neyse zaten işe gidemezdim dün olanlardan sonra. işgüzar müdürüm benimle çalışmaktan memnun değilmiş ben sanki onunla çalışmaktan çok memnunmuşum gibi... Şikayet etmiş beni İnsan kaynakları müdürüne. Dün savunma yaptım:) Bir gün öncesi şiddetli migren atağım geldiği için işe gidememiş ve izin almıştım beyefendiden. İzin verip sonra da beni şikayet etmiş. İşi bilen bir adam olsa gam yemem. Dün bir saat tartıştım kendisiyle bu konu üzerine. Önce benimle kavga etmeye niyetliydi ama baktı ben geri adım atmıyorum ortamı yumuşatmaya çalıştı. Bugün de hala sinirim geçmiş değil. Başımda migren bandıyla dolaşıyorum. Dün söyleyemediklerimi de bugün mail yoluyla söyledim kendisine ama yok sakinleşemiyorum bir türlü. Umarım tatil iyi gelir.


Fotoğraf geçen seneki İzmir tatilinden...

07 Mayıs 2008 Çarşamba

Fondü:))

Taa üniversiteden arkadaşım olan Açun'la aynı işyerinde çalışıyoruz ve öğlen yemeğini birlikte yiyoruz. Sonra benim 15 ile 16 saatleri arasındaki boşluğumda da çay partisi yapıyoruz. Ya o bizim odaya geliyor ya da ben onların odasına. Son zamanlarda onlar yani oda sakinleri toplanıp bir çay makinesi aldılar ve artık çaylarını kendileri demliyorlar. Ayrıca benim odam çok soğuk, onlarınki sıcacık. Ayrıca çok eğlenceliler:)) Dolayısıyla hergün ben onları ziyaret ediyorum. Bakalım ne zaman bıkacaklar benden:))
Neyse bugün de ben onlara misafir oldum. Söylemesi ayıp, öğle yemeğinde şirketimiz bize çilek verdi. Bizde Açun'la yemedik içmedik fotoğrafını çekicez diye aldık yanımıza. Açun fotoğraflarını çektikten sonra bize ikram etti. Ö... dedi ki yemem fondü olsaydı belki. Ben atladım yapalım o zaman kantinden çikolata alalım dedim ve herkes seferber oldu:)) Ö... ve Y.... çikolata almaya, ben bende kalan çilekleri almaya, D.... ısıtacağımız kabı almaya dağıldık. Açun bu arada hala çileklerin fotoğrafını çekiyordu:) Döndüğümüzde büyük bir heyecanla çikolatayı ısıtmaya başladık ve evet olmuştu. Başarmıştık ve inanın çok lezzetliydi:)) Öyleki odaya gelen misafiri bile farketmedik:(( Ama tadı hala damağımda:))
Bu günü not düşmem gerekiyordu ve onun için yazdım. Teşekkürler Kurumsal İletişim elemanları...

17 Nisan 2008 Perşembe

Salı Toplantıları Üzerine...

Bir kaç aydır bir grup arkadaş kararlaştırdık ve her salı iş çıkışı bir yerlerde buluşup yemek ve kahve keyfi yapıyoruz. Her hafta bazen zorluyor ve geçtiğimiz Salı da Ben bu hafta katılamıyorum demeyi düşünüyordum arkadaşlara. Takvime bir baktım en yakın arkadaşım Açun'un doğumgünü. Olmaz bu akşam toplanmalı ve O'na sürpriz yapmalıyız diye düşündüm. Ve O'ndan gizli kızlarla yazışmaya başladık. Gelin görünki bir sürpriz yapmayı beceremedik! Neyse ama yine de güzel bir akşam geçirdik.
Açun'la işten çıkınca ne zamandır istediğimiz fotoğraf çekme isteğimizi de gerçekleştirdik biraz. Bu aralar İstanbul'u süsleyen laleleri çektik hızlı hızlı! Hızlı hızlı diyorum zîra Safişçim bizi bekliyordu ve bizi öldürebilirdi:)) Neyse ben çektiğim fotolardan çok memnun kalmadım açıkçası. Zaten iyi bir SLR makine alana kadar da istediğim kareleri çekemeyeceğim sanırım:(

04 Nisan 2008 Cuma

bir garip hallerdeyim!

Bahar yorgunluğu denen şey her baharda olduğu gibi bana aşırı etki yapıyor. Havalar hafif ısınmaya başladığından beri bir bitkinlik vardı üzerimde ama Nisan ayının girmesiyle bu çekilmez hale geldi. Sabahları kalkmak istemiyorum. İşe gelmek istemiyorum. Depresyon belirtileri gibi. Bir de iki gündür aşırı uyku hali var üzerimde. Reji masasında gözlerimi açık tutabilmek için neredeyse mandal takacağım. Tek derdim uyuyabilmek! Allah'ım mevsim geçişleri üzerimde ne kadar etkili? Miniğin Video görüntülerindeki gibi ben de ayakta uyuyorum:) Ve yandaki slayttaki kediler gibi uyumak istiyorum:( [http://asunaz.blogspot.com/2008/03/blog-post.html]

26 Mart 2008 Çarşamba

mesai dolduruyorum!

Ben ulusal bir kanalda yönetmenim. Ve bu kanalda sanırım en fazla program da benim elimde. Ve ben şu an SSK'lı olarak günde 9 saat olan mesai saatimi doldurmaya çalışıyorum. Hiç bir TV kanalında yönetmenlere böyle bir uygulama yapılmıyordur herhalde ki televizyonculukta böyle bir uygulama yapılması çok komik zaten. Çünkü bizim işimiz mesaiye bakmaz. Çıkış saatimiz geldiğinde işimiz bitmediyse yarın devam edelim demeyiz ve iş bitene kadar kalırız. Ancak başımızda yönetici konumunda olup bu uygulamayı yapanlar televizyonculuktan bîhaber oldukları için çok da şaşırmamak lazım aslında.
Yeni Sosyal güvenlik yasa tasarısına göre gazeteciler ağır işçi kapsamından çıkartılıyormuş. Pek tabi ki bir maden işçisi ile bir gazeteci bu açıdan karşılaştırılamaz. Ancak bizim çalıştığımız ortamlar da öyle çok sağlıklı ortamlar değiller sonuçta:
  • Bir kere büyük binalar içerisinde çok az bir oksijenle idare etmeye çalışıyoruz.
  • ikincisi yüksek oranda radyasyona maruz kalıyoruz.
  • Cihazların ısınmaması için yaz kış sürekli klima ile soğutulan ortamlarda çalışıyoruz.
  • Özellikle benim işim sürekli monitörler karşısında ve dolayısıyla gözlerim bozuluyor ve başağrısı yapıyor.
  • En önemlisi ise aşırı stresli bir iş olması. Çok insanla çalışılması ve saniyelerin bile aşırı önemli olması stresi ikiye katlıyor. Bu işe başladıktan sonra mide problemlerim, çeşitli ağrılarım vs. ortaya çıktı. Hepsinin de kaynağı "stres!"

Bunlar daha da sıralanabilir. Şimdi siz karar verin yaptığımız iş hafif mi? Zaten 212'ye tabi olan gazeteciler ayrıcalıklı olanlar. Mesela benim sigortam normal. İletişim fakültesi okumuşum, bu işe sekiz yılımı vermişim önemi yok! Zaten bu işi yapıyor olmamın da bir önemi yok. Nasılsa tüm TV kanalları artık kum gibi kaynayan Radyo Tv yüksek okullarından çıkan ve hiç bişey olamazsam televizyoncu olurum diyen stajyerlerle işleri idare ediyor. Böylece paraları da ceplerine kalıyor...

Kedi Klibim:)

video

Bunlar kardeşimin kedileri. Balkonda büyüdüler ve sonra sokağa bırakıldılar. Balkonun talan halini görüyorsunuz. O hale gelmesi için 24 saatten daha az bir süreye ihtiyaç var! Çok yaramazlardı...

25 Mart 2008 Salı

Minik ayakta uyuyor:))

video

O kadar hareketli ki çok yoruluyor ve sonra da böyle uyukluyor.

05 Mart 2008 Çarşamba

Merhaba ey blog!

Ne kadar uzun zaman oldu yine değil mi? Ne yapayım beceremiyorum günlük tutmayı işte:)) Neyse son günlerde canımı sıkan şeyler olduğu kadar güzel şeyler de oluyor. Bunların en başında da her geçen hafta daha fazla kişiyle gerçekleştirdiğimiz Salı toplantılarımız. İş çıkışı stres ve yorgunluğumuzu attığımız ve bir nevi terapi seansı olan toplantılarımızın birini daha dün akşam gerçekleştirdik. Üsküdar'da ara sokaklardan birinde bulunan mütevazı bir cafe olan Keyifistanbul'da toplandık. İlk başta da söylediğim gibi her geçen gün sayımız artıyor. Geçen hafta aynı mekanda 8 kişiyken bu hafta 12 kişiydik:)) Yine çok keyifli bir akşamdı.
Aparatif yemeklerimizden sonra ikram edilen minik kurabiyelerimizle birlikte kahvelerimizi yudumlarken tabu oynadık. Bir taraftan da milleti rahatsız etmemek için çabaladık tabi. Ne kadar başarabildik bilmiyorum ama:)


Öyle güzel vakit geçirdik ki saatin farkına bile varmadık. Saat 22:00'yi geçiyordu kalktığımızda:) İçimizde bekarlar da var evliler de. Ailesiyle kalan bekarlar biraz huzursuz oluyorlar ama diğerleri rahat. Biz evliler de eşlerimizi bekletiyoruz orda burda işte:)) Neyse ki anlayışlı eşlere sahibiz. Güzel bir akşamdı çoook!