26 Mart 2008

mesai dolduruyorum!

Ben ulusal bir kanalda yönetmenim. Ve bu kanalda sanırım en fazla program da benim elimde. Ve ben şu an SSK'lı olarak günde 9 saat olan mesai saatimi doldurmaya çalışıyorum. Hiç bir TV kanalında yönetmenlere böyle bir uygulama yapılmıyordur herhalde ki televizyonculukta böyle bir uygulama yapılması çok komik zaten. Çünkü bizim işimiz mesaiye bakmaz. Çıkış saatimiz geldiğinde işimiz bitmediyse yarın devam edelim demeyiz ve iş bitene kadar kalırız. Ancak başımızda yönetici konumunda olup bu uygulamayı yapanlar televizyonculuktan bîhaber oldukları için çok da şaşırmamak lazım aslında.
Yeni Sosyal güvenlik yasa tasarısına göre gazeteciler ağır işçi kapsamından çıkartılıyormuş. Pek tabi ki bir maden işçisi ile bir gazeteci bu açıdan karşılaştırılamaz. Ancak bizim çalıştığımız ortamlar da öyle çok sağlıklı ortamlar değiller sonuçta:
  • Bir kere büyük binalar içerisinde çok az bir oksijenle idare etmeye çalışıyoruz.
  • ikincisi yüksek oranda radyasyona maruz kalıyoruz.
  • Cihazların ısınmaması için yaz kış sürekli klima ile soğutulan ortamlarda çalışıyoruz.
  • Özellikle benim işim sürekli monitörler karşısında ve dolayısıyla gözlerim bozuluyor ve başağrısı yapıyor.
  • En önemlisi ise aşırı stresli bir iş olması. Çok insanla çalışılması ve saniyelerin bile aşırı önemli olması stresi ikiye katlıyor. Bu işe başladıktan sonra mide problemlerim, çeşitli ağrılarım vs. ortaya çıktı. Hepsinin de kaynağı "stres!"

Bunlar daha da sıralanabilir. Şimdi siz karar verin yaptığımız iş hafif mi? Zaten 212'ye tabi olan gazeteciler ayrıcalıklı olanlar. Mesela benim sigortam normal. İletişim fakültesi okumuşum, bu işe sekiz yılımı vermişim önemi yok! Zaten bu işi yapıyor olmamın da bir önemi yok. Nasılsa tüm TV kanalları artık kum gibi kaynayan Radyo Tv yüksek okullarından çıkan ve hiç bişey olamazsam televizyoncu olurum diyen stajyerlerle işleri idare ediyor. Böylece paraları da ceplerine kalıyor...

Kedi Klibim:)

Bunlar kardeşimin kedileri. Balkonda büyüdüler ve sonra sokağa bırakıldılar. Balkonun talan halini görüyorsunuz. O hale gelmesi için 24 saatten daha az bir süreye ihtiyaç var! Çok yaramazlardı...

25 Mart 2008

Minik ayakta uyuyor:))

O kadar hareketli ki çok yoruluyor ve sonra da böyle uyukluyor.

5 Mart 2008

Merhaba ey blog!

Ne kadar uzun zaman oldu yine değil mi? Ne yapayım beceremiyorum günlük tutmayı işte:)) Neyse son günlerde canımı sıkan şeyler olduğu kadar güzel şeyler de oluyor. Bunların en başında da her geçen hafta daha fazla kişiyle gerçekleştirdiğimiz Salı toplantılarımız. İş çıkışı stres ve yorgunluğumuzu attığımız ve bir nevi terapi seansı olan toplantılarımızın birini daha dün akşam gerçekleştirdik. Üsküdar'da ara sokaklardan birinde bulunan mütevazı bir cafe olan Keyifistanbul'da toplandık. İlk başta da söylediğim gibi her geçen gün sayımız artıyor. Geçen hafta aynı mekanda 8 kişiyken bu hafta 12 kişiydik:)) Yine çok keyifli bir akşamdı.
Aparatif yemeklerimizden sonra ikram edilen minik kurabiyelerimizle birlikte kahvelerimizi yudumlarken tabu oynadık. Bir taraftan da milleti rahatsız etmemek için çabaladık tabi. Ne kadar başarabildik bilmiyorum ama:)


Öyle güzel vakit geçirdik ki saatin farkına bile varmadık. Saat 22:00'yi geçiyordu kalktığımızda:) İçimizde bekarlar da var evliler de. Ailesiyle kalan bekarlar biraz huzursuz oluyorlar ama diğerleri rahat. Biz evliler de eşlerimizi bekletiyoruz orda burda işte:)) Neyse ki anlayışlı eşlere sahibiz. Güzel bir akşamdı çoook!